Türkiye’nin yakın tarihinde “Dış Hatlar” kavramı akıllara ülkenin kaybettiği mühendisleri, yazılımcıları ve Avrupa’nın ya da Amerika’nın kazandığı garsonları, taksi şoförlerini getiriyor. Gitmek’le ilgili bir şey dış hatlar. Erinç Durlanık’ın yazıp yönettiği Dış Hatlar’da (2021) Deniz’e piyangodan greencard çıkmıştır. Gidecektir. Ama aslında Gidememek’le ilgili bir film Dış Hatlar.
Dış Hatlar’ın ilk sahnesinde Ezgi karakteri (Burçin Nokic), yatakta uzanmış, camdan uzaktaki metronun gidişini seyreder. Sonra kameraya döner ve lensin içine bakarak konuşur: “Ne yapacaksın bu çektiklerini?.. Biliyorsun. Biliyorsun. Hiç sallama öyle kafanı. Gittiğinde hemen alışamazsın oraya. Aklına geldiğinde hemen izlersin çektiklerini. Kesersin. Birleştirirsin. Neydi o, Premiere miydi? Onda işte. Filmin bittiğinde de hemen alışırsın yeni hayatına. Kalır öyle bir köşede. Kalır… Filmin adı ne olacak?”
Literatürde “dördüncü duvarı kırmak”denir karakterin izleyiciyle direkt bir iletişim kurmasına. Ama Dış Hatlar’da yaşanan şey tam olarak dördüncü duvarın kırılışı değildir çünkü Ezgi izleyiciyle değil, o an o görüntüyü çeken sevgilisi Deniz’le konuşuyordur. Ve bizim tüm izlediklerimiz de ABD’ye gitmek üzere olan Deniz’in çektiği ve daha sonra kurguladığı görüntülerdir.
Deniz ve Dogma 95: ABD’ye ulaşamamak üzerine bir hikâye
Bu anlamda filmin biçimi ve (ikisi hariç) uyguladığı Dogma 95 kuralları bu gidememek hikâyesine hizmet ediyor. Çünkü özünde Dogma 95 de ABD’ye gitmek, ana akım klasik anlatı sinemasına bir alternatif oluşturmak, sinemayı demokratikleştirmek hedefiyle yola çıkmıştı. Ama Dogma 95 ABD’ye hiçbir zaman tam ulaşamadı, ana akıma yeni bir soluk getirmek bir yana, bağımsız Amerikan sinemasında bile kendine kalıcı bir yer edinemedi. Avrupa dışında hiçbir zaman Avrupa’daki gibi kök salamadı.












Tıpkı Dogma 95 gibi Deniz de ABD’ye ulaşamaz. Belki mecazi bir ulaşamamaktır bu. Gitmiştir ama buna rağmen çektiği görüntüleri izlemiş, kesmiş, birleştirmiştir Premiere’de. Yani gitmiş olsa bile, aslında gidememiştir. Yeni bir hayata başlamak yerine çektiği anı videolarında yaşamayı seçmiştir. Ya da gerçek bir ulaşamamaktır bu çünkü filmin son sahnesinde Deniz’i götürmesi gereken uçağın havalanışını görürüz. Yani Deniz o uçağa binmek yerine, uçağın dışarıdan çekimini almayı tercih etmiştir.
Dış Hatlar: Günümüzün Nostaljisi
Dış Hatlar’ın ana meselesi anılardır. Deniz’in İstanbul anıları sanki 45 saniyeden 17 dakikaya çıkarılmış ve 9:16’dan 16:9 formatına dönüştürülmüş iyi bir İnstagram hikâyesi ya da reeli gibidir. Ve film boyunca Deniz’in kadraja girmemesi sayesinde o anılar biraz da izleyicinin anılarına dönüşür. Dış Hatlar bu açıdan Güneş Sonrası’nı (Aftersun, 2022, Charlotte Wells) hatırlatır. 1990’larda geçen bir hikâyeyi 1990’ların video kaset estetiğiyle anlatan Charlotte Wells’in aksine Durlanık, 2020’lerde geçen bir hikâyeyi 2020’lerin estetiğiyle çekmiştir. Ve bu şekilde aslında günümüzün nostaljisini yapmıştır – özellikle Türkiye’yi terk etme deneyimini yaşamış insanlar için. Çünkü onların da birçoğu aslında gitse bile gidemiyor.


İlk yorum yapan siz olun