1990’da Almanya’da doğdu. Karadeniz kökenli her çocuk gibi futbolcu olma hayalleri kurarken, –belki de içten içe Martin Scorsese’ye özendiği için– astım hastası oldu, hayalleri suya düştü. Bunun akabinde filmlere ve sinemalara ilgi duymaya başladı. Küçükken Metin Erksan’ı, Martin Scorsese’nin Türkçe adı sanıyordu. Platon’un Eflatun olması gibi. (Böyle bir şey sanmıyordu ama keşke sansaydı.) Gittiği, büyülendiği, dünyadan kopup bir filmin içinde varolduğu ilk sinema salonu daha sonra kapandı ve cami yapıldı. Bu nedenle Allah’a biraz kırgın.
Lisede Yüzüklerin Efendisi filmleri ve onların yapım belgeselleriyle tanıştı. Sinemanın nelere kâdir olduğunu idrak etmeye başladı. Antalya’da Güzel Sanatlar fakültesinde eğitim gibi bir şey aldı. Bölüm başkanı okulun ilk günü, oraya eşek bağlansa dört yılda mezun olacağını iddia etti. Dört yılda mezun oldu.
Antalya Sinema Derneğinde çalıştı. Birtakım film festivalleri düzenledi. Birtakım film yapma girişimleri olduysa da iyi bir film yapmayı başaramadı. Bi ara filmlere ısrarla oyun dedi. Bi ara bi ara’yı bir ara olarak yazmak ısrarından vazgeçti. Yönetmen olduğuna dair kayıtlarda herhangi bir belgeye rastlanamadı. Fakat bir şekilde Kısa Film Yönetmenler Derneğinin kuruluşunda yer aldı. Auteur sinema yapmaktan hâlâ tam olarak vazgeçmiş değil. Günün birinde o oyunu tamamlayacak. Filmi çeviremese bile en azından senaryosunu bitirecek. Günün birinde hepinize gösterecek. Onu kimse durduramayacak.
Şimdilik Münih’te Godot’yu bekliyor. Küçük klip çekimleriyle oyalanıyor. Editörlük ve muhabirlikle geçiniyor. Fotoğraf çekiyor. Münih Türk Film Günleri’nde kısa film programcılığı yapıyor. Sinemalara gidiyor. Bazen filmlerin nerede bittiğini, gerçeğin nerede başladığını anlayamıyor. Bir gün az gelişmiş ülkenin çok gelişmiş sinemasını açmanın hayalini kuruyor.
İnstagram | Letterboxd | Vimeo
